Gebelik zehirlenmesi (preeklampsi) nedir, belirtileri nelerdir?


Gebelik zehirlenmesi, halk arasında yaygın biçimde kullanılan bir addır; tıp dilindeki karşılığı preeklampsidir. Adı bir zehirlenmeyi çağrıştırsa da ortada yenilen bir besinden ya da alınan bir maddeden kaynaklanan zehirlenme yoktur. Tablonun temelinde, gebeliğin yirminci haftasından sonra ortaya çıkan tansiyon yüksekliği ve buna organ tutulumunun eşlik etmesi vardır. Plasentanın yerleşmesi ve damar yapısının gebeliğe uyum sağlamasıyla ilgili bir sorun, annenin damarlarını, böbreklerini, karaciğerini, kan pıhtılaşma dengesini ve bebeğin beslenmesini aynı dönemde etkileyebilir. Bu nedenle preeklampsi yalnızca bir tansiyon sorunu olarak değil, birden çok organı ilgilendiren bir gebelik tablosu olarak ele alınır.
Bu yazının iki amacı var. Birincisi, hangi belirtilerin beklemeye uygun olmadığını açık biçimde göstermek; ikincisi, gebelik takibinde her kontrolde neden tansiyon ölçüldüğünü ve idrar incelendiğini anlatmak. Yazıda tanıyı kendiniz koymanıza yarayacak bir hesap ya da puan bulamayacaksınız, çünkü preeklampsi tanısı muayene, ölçüm ve laboratuvar sonuçlarının birlikte yorumlanmasıyla konur. Metin bilgilendirme amaçlıdır; sizdeki bulguların değerlendirilmesi, takip sıklığı ve tedavi kararı sizi izleyen hekime aittir. Aşağıdaki ilk bölüm, yazının geri kalanından bağımsız olarak okunmalıdır; gerekirse okumayı orada kesip başvurmanız gerekir.
Önce bunu okuyun: aynı gün değerlendirilmesi gereken bulgular
Preeklampsinin en zor yanı, ağırlaşmaya başladığı dönemde bile belirtilerinin sıradan gebelik yakınmalarına benzemesidir. Baş ağrısı, şişlik ve bulantı pek çok gebede olur; bu nedenle yenisi eklendiğinde de kolayca gebeliğin olağan parçası sayılır. Oysa bu yakınmaların bir bölümü, tansiyonun yükseldiğini ve organların etkilenmeye başladığını gösteren uyarı bulgularıdır. Aşağıdaki liste bir tanı aracı değildir; amacı yalnızca zaman kaybedilmemesi gereken durumları görünür kılmaktır.
Randevu gününü beklemeyin. Preeklampsi tanımı gereği gebeliğin yirminci haftasından sonra ortaya çıkar; en sık son üç ayda görülür ve doğumdan sonraki ilk haftalarda ilk kez de başlayabilir. Aşağıdaki bulgular ise hangi haftada olursa olsun bekletilmemelidir, çünkü gebeliğin başka acil durumlarının da işareti olabilir. Bu nedenle gebeliğinizin kaçıncı haftasında olduğunuza bakmaksızın, aşağıdaki bulgulardan biri varsa aynı gün bir kadın hastalıkları ve doğum hekimine ya da en yakın doğum acil birimine başvurulması gerekir:
- Şiddetli ya da ağrı kesiciyle geçmeyen, inatçı baş ağrısı
- Gözde ışık çakması, uçuşan noktalar, bulanık görme ya da gelip geçen kısa süreli görme kaybı (görme kaybı sürüyorsa aynı gün değil, hemen 112)
- Yüz bölgesinde, göz kapaklarında, ellerde ya da ayaklarda saatler içinde hızla gelişen, gece yatmakla gerilemeyen şişlik
- Kaburgaların altında ya da karnın üst kısmında, zaman zaman sırta vuran ağrı
- Geçmeyen bulantı ve kusma, özellikle gebeliğin ikinci yarısında yeni başlamışsa
- Bebeğin hareketlerinde azalma ya da hareket düzeninin belirgin biçimde değişmesi
- Nefes darlığı, yatarken artan soluk alma güçlüğü ya da göğüste sıkışma hissi
- Evde ölçtüğünüzde tansiyonunuzun 140/90 mmHg ya da üzerinde çıkması, hiçbir şikayetiniz olmasa bile
Ölçümünüz 160/110 mmHg ya da üzerinde çıkıyorsa, hiçbir şikayetiniz olmasa bile randevu ya da gün beklemeyin; doğrudan en yakın doğum acil birimine başvurun, çünkü bu düzeydeki bir yükseklik hastanede değerlendirme gerektirir. Bu bulgular tek başına da, birkaçı bir arada da olabilir. Nöbet geçirme, bilinç bulanıklığı, görmenin kaybolması ya da şiddetli nefes darlığı varsa 112 Acil Çağrı Merkezi aranır; hasta kendi aracıyla yola çıkarılmaz.
Bir noktayı ayrıca söylemek gerekir: preeklampsi yalnızca doğum öncesine ait bir tablo değildir, doğumdan sonraki ilk haftalarda da ilk kez ortaya çıkabilir. Gebeliği boyunca tansiyonu normal seyretmiş bir kadında doğumdan günler sonra şiddetli baş ağrısı, görme bulanıklığı ya da hızla gelişen şişlik başlayabilir. Lohusalık dönemindeki bu yakınmalar yorgunluğa ya da uykusuzluğa bağlanıp bekletilmemelidir. Yukarıdaki listedeki bulgular doğum sonrasında da aynı aciliyetle geçerlidir ve aynı gün değerlendirilmelidir.
Preeklampsi nedir? Yirminci hafta sınırı ve organ tutulumu
Preeklampsi, gebeliğin yirminci haftasından sonra ortaya çıkan tansiyon yüksekliğine, annenin organ işlevlerinde bir bozulmanın ya da plasenta kaynaklı bir sorunun eklenmesidir. Yirminci hafta sınırı rastgele seçilmiş bir tarih değildir: bu haftadan önce saptanan yüksek tansiyon çoğunlukla gebelikten önce de var olan, ancak fark edilmemiş bir tansiyon yüksekliğini düşündürür. Yirminci haftadan sonra başlayan yükseklik ise gebeliğin kendisiyle, daha doğrusu plasentanın damarsal yerleşimiyle ilişkilendirilir ve farklı bir takip gerektirir.
Tablonun çıkış noktası plasentadır. Gebeliğin ilk aylarında rahim duvarındaki damarların genişleyerek plasentaya bol ve düşük basınçlı bir kan akımı sağlaması beklenir. Bu uyum yetersiz kaldığında plasenta beklediği kan akımını bulamaz ve kana bir dizi madde salar. Bu maddeler annenin damar iç yüzeyini etkiler; damarlar kasılır, damar duvarının geçirgenliği artar ve sıvı damar dışına sızar. Tansiyonun yükselmesi, idrara protein kaçması ve dokularda şişlik gelişmesi aynı düzeneğin farklı yüzleridir.
Bu nedenle preeklampsi bir ölçümün adı değil, bir tablonun adıdır. Aynı tansiyon değeriyle başvuran bir gebede kan ve idrar sonuçları tümüyle normal olabilirken, bir başkasında karaciğer testleri yükselmiş, trombosit sayısı düşmüş ve bebeğin gelişimi yavaşlamış olabilir. İkisinin takibi ve kararı birbirinden farklıdır. Hangi tablonun geçerli olduğunu belirleyen, tek bir ölçüm değil muayene, tekrarlanan ölçümler, laboratuvar sonuçları ve bebeğin değerlendirilmesinin birlikte yorumlanmasıdır.
İdrarda protein en bilinen bulgudur, ancak tek şart değildir
Gebelik zehirlenmesi denince akla gelen ilk laboratuvar bulgusu idrarda proteindir ve proteinüri gerçekten de preeklampsiye en sık eşlik eden laboratuvar bulgusudur. Tanının olmazsa olmaz koşulu ise tansiyon yüksekliğidir; idrarda protein ise olguların bir bölümünde hiç görülmez. Bunun bir istisnası vardır: ağırlaşmanın HELLP biçiminde tansiyon belirgin biçimde yüksek olmayabilir, bu nedenle kaburga altı ağrısı ve inatçı bulantı, tansiyon normal ölçülse bile değerlendirilmelidir. Böbrek süzme biriminin damar yapısı etkilendiğinde, normalde kanda tutulması gereken protein idrara kaçmaya başlar. Bu nedenle gebelik takibinde idrar incelemesi hemen her kontrolün parçasıdır. Ancak proteinürinin bu kadar bilinir olması, yanlış bir sonuca da yol açmıştır: idrarda protein çıkmadığında tablonun dışlandığının düşünülmesi.
Bu düşünce yanlıştır ve bunu açıkça yazmak gerekir. İdrarda protein bulunmaması preeklampsiyi dışlamaz. Günümüzde kabul edilen tanımda, yirminci haftadan sonra ortaya çıkan tansiyon yüksekliğine protein kaçışı dışındaki organ bulgularından biri eklendiğinde de tanı konulabilir. Karaciğer enzimlerinin yükselmesi, kan pıhtılaşmasında rol alan trombositlerin azalması, böbrek işlev testlerinin bozulması, akciğerde sıvı birikmesi, yeni başlayan baş ağrısı ve görme bulguları ile plasenta yetersizliğine bağlı gelişme kısıtlılığı bu bulgular arasındadır. Son maddede kılavuzlar ayrışır: İngiliz kılavuzu plasenta kaynaklı gelişme kısıtlılığını tanı ölçütleri arasında sayarken, Amerikan kılavuzu bunu tanı ölçütü olarak değil izlem bulgusu olarak ele alır.
Tanımın bu yönde genişlemesi, kılavuzlar arasındaki eski bir farkın sonucudur. Uzun süre proteinüri tanının olmazsa olmaz koşulu sayıldı; bugün hem Amerikan hem İngiliz kaynakları organ tutulumunu yeterli kabul ediyor, buna karşılık hangi bulgunun hangi eşikte sayıldığı ayrıntısında farklar sürüyor. Hastanın açısından sonuç basittir: idrar sonucu temiz çıktığı için bir baş ağrısı, görme bulanıklığı ya da kaburga altı ağrısı göz ardı edilmemelidir. Böyle bir durumda değerlendirmenin ertelenmemesi önemlidir; idrar sonucunuz normal çıksa bile bu yakınmaları hekiminize bildirin.
Belirtiler neden bu kadar aldatıcı olabilir?
Preeklampsinin belirtileri gebeliğin olağan yakınmalarıyla büyük ölçüde örtüşür. Ayakta kalınca gelişen ayak bileği şişliği, akşamüstü başlayan baş ağrısı, yorgunluk ve mide yanması gebeliğin her döneminde görülebilir. Bu nedenle yeni bir yakınma eklendiğinde çoğunlukla aynı çerçeveye yerleştirilir. Ayrımı yapan ayrıntı, yakınmanın kendisi değil niteliğidir: hızı, şiddeti, geçmemesi ve kendisine neyin eşlik ettiği. Aşağıdaki karşılaştırma bu ayrımı somutlaştırmak için verilmiştir.
- Şişlik: gün içinde ayak bileklerinde biriken, geceleyin azalan şişlik gebelikte beklenir. Yüz bölgesinde, göz kapaklarında ve ellerde günler değil saatler içinde gelişen şişlik beklenmez.
- Baş ağrısı: dinlenmekle kısa sürede geçen hafif bir baş ağrısı ile, şiddetli, zonklayan, saatlerce sürüp geçmeyen ve görme bulgularının eşlik ettiği baş ağrısı aynı şey değildir. İkincisinde ağrı kesici deneyip sonucunu beklemek yerine aynı gün başvurulması gerekir.
- Bulantı ve kusma: gebeliğin ilk haftalarında sık görülen bulantı, gebeliğin ikinci yarısında yeniden ya da ilk kez başladığında farklı değerlendirilir.
- Mide ağrısı: yemekle ilişkili yanma hissi ile kaburgaların altına yerleşen, sırta vuran ve antiasitle geçmeyen ağrı birbirinden ayırt edilmelidir.
- Kilo artışı: haftalar içinde yerleşen artış ile birkaç gün içinde belirgin kilo artışı ve yaygın şişlik aynı anlamı taşımaz.
Üstüne eklenmesi gereken bir nokta daha var: preeklampsi hiçbir şikayet vermeden de ilerler. Pek çok kadında ilk işaret, rutin kontrolde ölçülen tansiyon ya da idrar sonucu olur. Bu nedenle kendinizi iyi hissetmeniz, planlanmış gebelik kontrollerini atlamak için gerekçe değildir. Takibin asıl değeri, henüz belirti vermemiş bir tabloyu yakalamasıdır; kontrol aralıklarını hekiminiz sizdeki risk zeminine göre belirler ve gerektiğinde sıklaştırır.
Risk zemini: kimlerde daha yakın takip gerekir?
Preeklampsi her gebelikte ortaya çıkabilir ve hiçbir risk etkeni taşımayan kadınlarda da görülür. Buna karşılık bazı durumlar olasılığı artırır; bu nedenle gebelik başında risk zemininin değerlendirilmesi takibin ilk adımlarından biridir. Burada amaç bir olasılık hesaplamak değil, kontrol sıklığını, hangi tetkiklerin isteneceğini ve koruyucu bir tedavinin gündeme gelip gelmeyeceğini belirlemektir. Bu değerlendirmeyi gebeliğinizi izleyen hekim yapar ve gebelik boyunca gözden geçirir.
- İlk gebelik olması
- Önceki bir gebelikte preeklampsi gelişmiş olması
- İkiz ve diğer çoğul gebelikler
- Gebelikten önce var olan kronik tansiyon yüksekliği
- Böbrek hastalığı
- Şeker hastalığı, gebelikten önce ya da gebelikte saptanmış olması
- Otoimmün hastalıklar, özellikle lupus ve pıhtılaşmaya eğilim yaratan bağışıklık sorunları
- İleri anne yaşı (Amerikan kaynakları otuz beş yaş ve üzerini, İngiliz kaynakları kırk yaş ve üzerini sınır alır)
- Tüp bebek ve diğer yardımcı üreme teknikleriyle elde edilen gebelikler
- Önceki gebelikten bu yana on yıl ya da daha uzun süre geçmiş olması
- Önceki bir gebelikte bebeğin doğum kilosunun düşük olması
- Vücut kitle indeksinin yüksek olması ve gebelik öncesi kilo
- Aile öyküsünde preeklampsi bulunması, özellikle anne ya da kız kardeşte
Bu etkenlerin bir arada bulunması takibin daha yakın yapılmasını gerektirir. Kılavuzlar burada tam olarak aynı şeyi söylemiyor: hangi etkenin tek başına yeterli sayıldığı, hangi ikilinin birlikte arandığı ve koruyucu tedavinin kimlere önerileceği konusunda Amerikan ve İngiliz kılavuzlarının listeleri birbirinden ayrılıyor. Bu fark, sizin hangi gruba girdiğinize hekiminizin karar vermesini gerektirir. Bir risk etkeni taşımak hastalanacağınız anlamına gelmediği gibi, hiç taşımamak da takibi gereksiz kılmaz.
Gebelikte tansiyon yüksekliğinin türleri ve preeklampsiden ayrımı
Gebelikte yüksek tansiyon tek bir tablo değildir. Tansiyonun ne zaman yükseldiği ve yanına başka bir bulgunun eklenip eklenmediği, dört ayrı başlığı birbirinden ayırır. Bu ayrım akademik bir ayrıntı değildir: takibin sıklığını, hangi tetkiklerin isteneceğini ve doğumun zamanlamasına nasıl yaklaşılacağını doğrudan değiştirir. Aşağıdaki tablo bu başlıkları yalnızca genel hatlarıyla karşılaştırır; sizdeki tablonun hangisi olduğunu muayene ve tetkikleri birlikte değerlendiren hekiminiz belirler.
| Tablo | Tansiyon yüksekliğinin ortaya çıktığı dönem | Organ tutulumu ya da idrarda protein | Takipte öne çıkan nokta |
|---|---|---|---|
| Kronik (gebelik öncesi) hipertansiyon | Gebelikten önce ya da yirminci haftadan önce | Genellikle yok; böbrek hastalığı zemininde başlangıçtan beri protein kaçışı bulunabilir | Üzerine preeklampsi eklenip eklenmediği gebelik boyunca izlenir |
| Gebelik hipertansiyonu | Yirminci haftadan sonra | Yok | Bir bölümünde ilerleyerek preeklampsiye dönüşebilir, bu nedenle takip sürer |
| Preeklampsi | Yirminci haftadan sonra | İdrarda protein ya da protein olmasa bile karaciğer, böbrek, kan, akciğer, sinir sistemi veya plasenta bulgusu | Anne ve bebek birlikte izlenir, doğumun zamanlaması gündeme gelir |
| Kronik hipertansiyon üzerine eklenen preeklampsi | Tansiyon zaten yüksekti; yirminci haftadan sonra yeni bir bulgu eklendi (tansiyonun daha da yükselmesi şart değildir) | Yeni ortaya çıkan protein kaçışı ya da organ bulgusu | Ayrımı güçtür, bu nedenle tetkikler daha sık yinelenir |
Tabloya bakarken akılda tutulması gereken şey, bu başlıkların birbirine geçebildiğidir. Yirminci haftadan sonra yalnızca tansiyon yüksekliği ile başlayan bir gebelik, haftalar sonra idrarda protein ya da bir organ bulgusu eklendiğinde artık preeklampsi olarak izlenir. Bu nedenle ilk değerlendirmede tetkikleri normal çıkan bir gebenin takibi bitmez; aralıklı ölçüm ve tetkik, tablonun yön değiştirip değiştirmediğini anlamanın tek yoludur.
Takipte neye bakılır? Tansiyon ölçümü, idrar ve kan tetkikleri
Gebelik takibinin her kontrolünde tansiyon ölçülür ve idrar incelenir. Bu iki basit işlem, preeklampsiyi henüz belirti vermemişken yakalayabildiği için gebelik izleminin omurgasıdır. Tansiyonun yüksek kabul edilmesinde yaygın olarak kullanılan eşik 140/90 mmHg düzeyidir; bu düzeye ulaşan bir ölçümün belirli bir aralıkla yinelenmesi beklenir. Tek bir yüksek ölçüm tanı değildir, ancak yok sayılması gereken bir sonuç da değildir ve mutlaka hekiminize bildirilmelidir.
Ölçümün nasıl yapıldığı sonucu etkiler. Oturur durumda, en az beş dakika dinlendikten sonra, kolun kalp hizasında ve desteklenmiş olduğu, kol çevresine uygun manşonun kullanıldığı bir ölçüm güvenilirdir. Acele edilen, ayakta ya da konuşurken yapılan ölçümler gerçekte olmayan bir yükseklik gösterebilir. Hekiminiz evde ölçüm yapmanızı isterse ölçüm saatlerini ve sonuçları not etmeniz beklenir. Evde çıkan bir yüksek sonucu yeniden ölçerek doğrulamak doğrudur; ancak yüksek bulmaya devam ediyorsanız sonucu bildirmeyi geciktirmemelisiniz. 160/110 mmHg ya da üzerindeki bir ölçümde ise doğrulama için beklenmez; doğrudan en yakın doğum acil birimine başvurulur.
İdrar incelemesinde protein aranır. Kontrolde kullanılan hızlı çubuk testi bir tarama yöntemidir; şüphe doğduğunda protein miktarı daha duyarlı yöntemlerle ölçülür. Kan tetkiklerinde karaciğer enzimleri, böbrek işlev testleri, tam kan sayımı ve trombosit sayısı öne çıkar; gerektiğinde pıhtılaşma testleri eklenir. Preeklampsi kuşkusu doğduğunda, yirminci hafta ile otuz altıncı haftanın sonu arasında plasental büyüme faktörü (PlGF) temelli kan testi de tabloyu dışlamaya yardımcı olmak üzere kullanılabilir; bu testin istenip istenmeyeceğine hekiminiz karar verir. Bu sonuçlar tek seferlik bir fotoğraf değil, zaman içindeki eğilimi gösterdikleri için değerlidir. Hangi tetkikin hangi aralıkla yinelendiğine, sizdeki bulgulara bakarak hekiminiz karar verir.
Bebeğin değerlendirilmesi: gelişim takibi, Doppler ve hareketler
Preeklampsi anneyi ilgilendiren bir tablo olduğu kadar plasentayı ve bebeği de ilgilendirir. Plasentaya giden kan akımı yetersiz kaldığında bebeğin aldığı besin ve oksijen azalır; bunun ilk yansıması çoğu zaman gelişim hızındaki yavaşlamadır. Bu nedenle takipte ultrason ile bebeğin ölçüleri izlenir ve beklenen gelişim eğrisiyle karşılaştırılır. Tek bir ölçüm yerine aralıklı ölçümlerin karşılaştırılması, gelişimin yavaşlayıp yavaşlamadığını gösteren asıl veridir.
Doppler incelemesi, bu değerlendirmenin ikinci ayağıdır. Göbek kordonundaki ve bebeğin damarlarındaki kan akımının yönü ve direnci ölçülerek plasentanın bebeğe ne ölçüde yetebildiği hakkında bilgi edinilir. Rahim damarlarının Doppler incelemesi de gebeliğin belirli dönemlerinde kullanılabilir. Doppler bir tanı testi değil, izlem aracıdır: bugünün sonucu yarının kararını vermez, ancak sonuçların zaman içindeki değişimi doğumun zamanlamasına ilişkin tartışmayı yönlendirir.
Bu araçların yanında annenin kendi gözlemi küçümsenmemelidir. Bebeğin hareketlerinde azalma ya da hareket düzeninin belirgin biçimde değişmesi, cihazla ölçülemeyen ama ciddiye alınması gereken bir bulgudur. Hareket azlığı yaşadığınızda yemek yiyip uzanarak beklemek, sonra yeniden saymak gibi evde uygulanan yöntemler değerlendirmenin yerini tutmaz. Bu durumda aynı gün başvurmak gerekir; değerlendirme kısa sürer ve çoğu zaman rahatlatıcı sonuçlanır.
Preeklampsi ağırlaşırsa: eklampsi ve HELLP ne anlatır?
Preeklampsinin ağırlaşmış biçimleri ayrı adlarla anılır. Eklampsi, tabloya nöbet eklenmesidir; bilinç kaybı ve kasılmalarla seyreder ve hastane koşullarında acil girişim gerektirir. Nöbetten önce sıklıkla şiddetli baş ağrısı, görme bulguları ve kaburga altı ağrısı gibi uyarı belirtileri bulunur; yazının başındaki listenin önemi tam olarak buradan gelir. Bu belirtiler zamanında bildirildiğinde tedavi nöbet aşamasına ulaşılmadan başlatılabilir. Buna karşılık eklampsi, hiçbir uyarı belirtisi olmadan ilk bulgu olarak da ortaya çıkabilir; bu nedenle uyarı belirtisi taşımamak bir güvence sayılmaz ve planlanmış kontroller atlanmamalıdır.
HELLP sendromu, karaciğer ve kan tablosunun belirgin biçimde etkilendiği bir ağırlaşma biçimidir. Adı, kan hücrelerinin parçalanması, karaciğer enzimlerinin yükselmesi ve trombosit sayısının düşmesi bulgularının İngilizce baş harflerinden gelir. Burada dikkat çekici olan şudur: HELLP sendromunda tansiyon çok yüksek olmayabilir ve idrarda protein bulunmayabilir. Baskın yakınma genellikle kaburgaların altındaki ağrı, bulantı ve kusmadır; bu nedenle mide rahatsızlığı sanılıp geciktirilmesi en sık rastlanan hatadır.
Her iki tablo da hastanede izlem ve tedavi gerektirir. Bu dönemde nöbeti önlemeye yönelik tedaviler, tansiyonu güvenli bir aralıkta tutmaya yönelik tedaviler ve gebelik haftasına göre bebeğin akciğer olgunlaşmasına yönelik uygulamalar gündeme gelebilir. Bu kararların tamamı hekime ve izleyen ekibe aittir; burada ilaç adı ya da doz verilmemesi bilinçli bir tercihtir, çünkü bu tedavilerin hiçbiri hastanın kendi kararıyla başlatılabilecek ya da kesilebilecek tedaviler değildir.
Tedavi yaklaşımı: tabloyu sonlandıran doğumdur
Preeklampsinin kaynağını ortadan kaldıran tek yol doğumdur. Tansiyonu düşüren tedaviler annenin güvenliğini sağlar, nöbeti önlemeye yönelik tedaviler riski azaltır; ancak bunların hiçbiri tablonun kendisini ortadan kaldırmaz. Çünkü tablonun kaynağı plasentadır ve plasenta gebelikle birlikte var olmayı sürdürdükçe süreç de devam eder. Yatak istirahati ve beslenme düzenlemeleri ise bu tablonun tedavisi değildir; yatak istirahatinin yararı gösterilmemiştir ve pıhtı riskini artırdığı için önerilmez. Doğumla birlikte plasenta kaynaklı bu süreç sona erer ve bulgular genellikle günler içinde gerilemeye başlar. Buna karşılık tansiyon doğumdan sonraki ilk hafta içinde geçici olarak daha da yükselebilir; bu nedenle doğum sonrası izlem bir süre sürdürülür (bu yazının son bölümüne bakın).
Buradan çıkarılması gereken sonuç, her preeklampsi tanısının hemen doğum anlamına geldiği değildir. Karar, iki ayrı ihtiyacın dengelenmesiyle verilir: annenin güvenliği ve bebeğin rahim içinde kalarak olgunlaşmasını tamamlaması. Bulgular hafif seyrediyor ve gebelik haftası erken ise yakın izlemle süre kazanılması tercih edilebilir. Bulgular ağırlaşıyor, laboratuvar sonuçları bozuluyor ya da bebeğin durumu kötüleşiyorsa süre kazanmaya çalışmak doğru olmaz. Bu dengeyi her gebe için ayrı kurmak gerekir.
Doğumun zamanlaması ve yöntemi hekimin kararıdır. Bulgular hafif seyrediyorsa hem Amerikan hem İngiliz kılavuzları otuz yedinci haftayı ortak bir eşik olarak alır: bu haftadan sonra doğumun planlanması önerilir. Otuz yedinci haftadan önce doğum, annenin ya da bebeğin durumu gerektirdiğinde gündeme gelir; o döneme kadar yakın izlemle süre kazanılmaya çalışılır. Kılavuzların kısmen ayrıldığı nokta doğumun haftası değil, bu süre kazanma döneminde hangi tetkikin hangi aralıkla yineleneceğidir. Preeklampsi tanısı doğumun mutlaka sezaryenle olacağı anlamına da gelmez; yöntem, gebelik haftası, bebeğin durumu, rahim ağzının durumu ve annenin bulguları birlikte değerlendirilerek belirlenir.
Önceden belirleme ve korunma: ne yapılabilir, ne yapılamaz?
Preeklampsinin kimde gelişeceğini gebelik başında kesin olarak söyleyen bir test yoktur. Gebeliğin ilk üç ayında anne öyküsü, tansiyon ölçümü, rahim damarlarının Doppler incelemesi ve bazı kan belirteçlerinin birlikte değerlendirildiği tarama yaklaşımları kullanılmaktadır. Bu yaklaşımların amacı tanı koymak değil, daha yakın takip edilmesi gereken gebeleri belirlemektir. Hangi tarama yönteminin kullanılacağı ve bunun her gebeye uygulanıp uygulanmayacağı konusunda ülkeler ve kılavuzlar arasında belirgin farklar vardır.
Risk zemini uygun bulunan gebelerde, gebeliğin erken döneminde başlanan düşük doz asetilsalisilik asit tedavisi koruyucu olarak gündeme gelebilir. Bu tedavinin kime, hangi haftada ve ne kadar süreyle önerileceği hekimin kararıdır; doz ve kullanım şeması bu yazıda bilinçli olarak verilmemektedir. Hekiminiz önermedikçe bu ilacı kendi başınıza başlatmayın. Eczaneden kendi başına bir şey almak, bir yakınınıza yazılmış olanı kullanmak ya da internette okuduğunuz bir şemayı uygulamak zararlı olabilir. Koruyucu tedavinin değeri, doğru kişide ve doğru zamanda başlanmasına bağlıdır.
Beslenme ve yaşam düzeni konusunda da gerçekçi olmak gerekir. Tuzu tümüyle kesmek, sıvı almayı azaltmak ya da yatak istirahatine çekilmek preeklampsiyi önlemez; bazı durumlarda zararlı bile olabilir. Gebelik öncesinde kilo, kan şekeri, tansiyon ve kronik hastalıkların düzene sokulması anlamlı bir hazırlıktır. Gebelik sırasında ise en işe yarar davranış, kontrollere düzenli gitmek, evde ölçüm istendiğinde kayıt tutmak ve yazının başındaki bulgulardan biri çıktığında beklemeden başvurmaktır.
Doğumdan sonraki dönem ve sonraki gebelikler
Doğum, preeklampsinin kaynağını ortadan kaldırır; ancak etkileri aynı gün kaybolmaz. Tansiyon doğumdan sonraki günlerde bir süre yüksek seyredebilir, hatta ilk haftada geçici olarak daha da yükselebilir. Bu nedenle lohusalık döneminde tansiyon izlemi sürdürülür ve gerektiğinde tedavi bir süre devam eder. Doğum sonrası izlemin ne kadar süreyle ve hangi aralıklarla yapılacağı konusunda kılavuzların önerileri tam olarak örtüşmez; bu nedenle kendi izlem planınızı hekiminizden öğrenmeniz gerekir.
- Taburcu olurken tansiyonunuzun hangi aralıkla ölçüleceğini ve hangi sonuçta başvurmanız gerektiğini yazılı olarak öğrenin.
- Doğumdan sonraki ilk haftalarda şiddetli baş ağrısı, görme bulguları, kaburga altı ağrısı ya da hızla gelişen şişlik olursa aynı gün başvurun.
- Nöbet, bilinç bulanıklığı ya da şiddetli nefes darlığında 112 Acil Çağrı Merkezi aranır.
- Kontrol randevularınızı, kendinizi iyi hissetseniz bile aksatmayın.
- Sonraki gebeliği planlamadan önce bu gebelikte yaşadıklarınızı hekiminizle gözden geçirin.
Bir gebelikte preeklampsi gelişmiş olması, sonraki gebeliklerde yeniden görülme olasılığını artırır; ancak tekrarlayacağı anlamına gelmez. Pek çok kadının sonraki gebeliği sorunsuz seyreder. Bilinmesi gereken ikinci nokta, preeklampsi öyküsünün yıllar sonrası için de bir bilgi taşıdığıdır: bu öykü, ilerleyen yıllarda tansiyon yüksekliği ve kalp damar hastalıkları açısından daha dikkatli izlenmeyi gerektirir. Bu nedenle gebelik dosyanızdaki bu bilgiyi unutmayın ve sonraki hekimlerinize aktarın.
İlgili İçerikler
- Gebelikte kanama: nedenleri, dönemleri ve acil bulgular
- Erken Gebelik Belirtileri: İlk Haftalarda Ne Hissedilir?
- Tüp Bebekte İkiz ve Çoğul Gebelik
- Tiroid (TSH) ve Gebelik: Tiroid Hastalıkları Doğurganlığı Nasıl Etkiler?
- Kilo ve Vücut Kitle İndeksi Doğurganlığı Nasıl Etkiler?
- Gebelikte mide bulantısı ne zaman başlar, mide yanmasına ne iyi gelir?
Kaynaklar ve referanslar
Bu içerik, aşağıdaki bağımsız ve otoriter kaynaklarla desteklenmiştir: